24 Mayıs 2015 Pazar

Sıfır Şeker

Başarısız son diyet girişimimden bir süre sonra tatile çıktım; ama 2009'da ilk diyet yaptığım dönemdeki tatillerimin aksine bu tatilde niyeti çoktan bozmuştum: Gittiğim ülkelerin yiyeceklerini patates, pirinç de olsa, tatlı da olsa yiyecektim. Tatilde değil miydim?... Bir restoranda çektiğim, yemeğin yanında verdikleri patates kızartması fotoğrafına en yakın arkadaşımın yaptığı yorum şuydu: "O patates kızartması mı?"
"Evet, az sonra yiyeceğim"
....
"Gözlerime inanamıyorum neden patates istedin?"

Normal yemeklerle yetinmedim, çikolatalar, pastalar, paylar, kimi günler günde üç öğün tatlı yedim. Türkiye'ye döndüğümde "boşan da semerini ye" programıma devam ettim ve muska pestiller ve atom cezeryelerle beslenmemi sürdürdüm.

Tatildeyken fark ettim yüzümün büyüdüğünü. Yüzümün büyüdüğünü gördükçe bulunduğum noktanın kritikleşmeye başladığını fark ediyor, yediklerimden daha çok vicdan azabı duyuyordum. Anneme "yüzüm büyüdü" deyince tepkisi "yok canım, saçmalama, taktın yüzüne" oldu, ama 1-2 gün sonra o da kilo aldığımı fark ettiğini söyledi.
Teyzem de annem de gizli şeker hastasıdır. Teyzeme tatlı yemek yasak: yılda bir kez, o da doğum gününde tatlı yer. Annem ise belki benim kadar olmasa da tatlıya epey düşkündür. Yıllar önce beraber yaptığımız diyette o da benimle birlikte epey kilo vermiş, ama verdiği kiloları bir süre sonra geri almıştı. "Evet," dedi annem, "aslında bizim tatlıyı bırakmamız lazım." Şeker hastalığı yüzünden yaralarının iyileşmesinin zorlaştığını söylemişti yıllar önce. Bir kez daha ciddiyetle kavradım: Bu duruma bir son vermeliydim. Ya şekeri bırakacaktım, ya da ilerde o benim sağlığımı bozacak, üzerimdeki genetik yükten dolayı ileride -belki de bu şekilde devam edersem sadece birkaç yıl sonra- şeker hastalığı bende de etkisini gösterecekti.

Eve döndüm. Pestil muskaların ve atom cezeryelerin yerine kuru meyveler koymaya başlamıştım artık. Birkaç gün sonra beni ziyarete gelen babama çay ikram ederken, babam en nefret ettiğim cümleyi kurdu:
- Kilo mu aldın sen?
Etrafınızdaki insanlara bu yorumu yapmanız, bilin ki onlara hiç iyi gelmiyor. Karşınızdaki insanın özgüvenini yerle bir ediyorsunuz. Çünkü aslında bir insanın başı dik bir şekilde yürüyebilmesinde, kişiliğinin yanı sıra, görünüşünü de sevmesinin payı var. Herkes güzel görünmek ister. O yüzden evden çıkarken şık giyinmeye gayret eder, saçınızı başınızı düzeltir, makyaj yaparsınız. O yüzden güzel kıyafetler almak istersiniz. Ama karşınızdaki -bu konuda hassas olduğunu bildiğiniz - insana "kilo almışsın" dediğiniz anda, o insan sanki sabahtan beri saçının bir tutamı 10 cm tepedeymiş gibi, ağlamaktan iki gözü de şişmiş gibi, pantolonu yırtılmış, yüzünde kocaman bir yara varmış gibi hissediyor. Şimdi anlatabildim mi eleştirdiğiniz insanın nasıl hissettiğini?..

Boşversenize, karşınızdaki insanı o gözle görmeyiverin, ne kaybedersiniz??? Bu konuda o kadar çok can sıkıcı şey yaşadım ki. Kırk yılda bir gördüğüm aile bireyleri evdeki herkesin kalça boyunu mu karşılaştırmadı, rahmetli kilolu bilmemkim amca gibi eve geldiğimde peynir ekmek yememem salık mı verilmedi, "koş da kurtul şu kilolardan ve bilmemkimin dilinden" mi demediler, o anda kilometrelerce uzakta olan tanıdıklar hakkında "bilmemkim çok kilo almış/vermiş" diye mi konuşulmadı... Allah aşkına bir rahat bırakın. Yesek suç, yemesek suç, diyet yapmak ayıp, sonra kilo almak da ayıp, kilo vermek de anca onların izin verdiği yere kadar olabilir. Gerçekten etrafımdaki insanları mı dinlemeliyim ben, ne yiyeceğime, ne yemeyeceğime karar vermek için??? Demem o ki, sakın insanları memnun etmek için kilo alıp vermeyin. Bu sizin hayatınız. Kendinizi nasıl güzel buluyorsanız öyle olun, yeter ki sağlıklı olun.

Son yediğim tatlı, işyerinde bir arkadaşımın ısrar ederek bana verdiği bir adet küçük beyaz çikolataydı. Sıfır Şeker'e yazmaya başlamadan birkaç saat önce, 4 Mayıs :). O zamandan beri ağzıma bir lokma bile tatlı koymadım :)

Bana yardımın inanılmazdı "sıfır şeker", sonsuz teşekkür ederim :)


Devam edecek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder