6 Mayıs 2015 Çarşamba

Hatrım için ye! Ölümü gör ye!

Bugün blog yazmaya başlayışımın 3. günü, itiraf etmeliyim ki bu iş beni inanılmaz derecede motive ve mutlu ediyor. Bu işe mümkün olduğu kadar uzun bir süre devam edeceğim.

Diyet yapmak, listemdeki yiyecekler benim için o kadar esnek ve kolaydı ki çevremdeki çoğu insana söylemeden günlerce idare edebildim. Diyete başladıktan birkaç (iki?) hafta sonra arabada bir akrabamızın evinin önünde beklerken babam şoför koltuğundan arkaya dönüp bana "sen zayıfladın mı?" diye sordu. Duyduğum mutluluğu tarif edemem.

Gene hatırlayamadığım bir süre sonra yazlığa, babaannemlerin yanına tatile gitmiştim. Diyet yaptığımı ilk başta sadece kuzenime söyledim. Diyetim günlük yaşama ve sabah-öğlen-akşam yemek menülerine o kadar uyuyordu ki (avokadolu salata, portakal soslu bilmemne şeklinde kısıtlayıcı değildi) babaannem ilk birkaç gün hiçbir şey anlamadı. Sonunda söylemek zorunda kaldım çünkü bariz bir şekilde karşısındaki insan pilav, bisküvi, tatlı gibi seçenekleri sürekli reddediyor ve mütemadiyen su içiyordu :) Peki neden mi söylemedim? Çünkü insanlara "ben bu pastayı/tatlıyı/pilavı yemek istemiyorum" dediğinizde çoğu zaman şu tepkiyle karşılaşıyorsunuz: "Ay boşversene n'apacaksın diyeti, kilon falan yok senin!" "Gel boşver bi' kereden bir şey olmaz!" (Hayır efendim, aksine, tam olarak "bir" kereden bir şey olur) "Hatrım için ye! Ölümü gör ye!" (?!?)
İnsanlardaki bu "yedirme" isteği nerden geliyor gerçekten anlamıyorum. Belki bir çeşit suç ortaklığı, belki hiç kimse karşısındaki insanı kendisi kadar umursamadığı için. 70 kilodan 56 kiloya düştüm yaklaşık altı ayda, ve yemin ediyorum bana uzatılan tatlı vs'yi yememek beni kendi adıma asla zorlamadı. Zorlayan, karşımdaki insanlara durumu açıklama ihtiyacımdı. "Yok yemiyorum teşekkür ederim", "Evet ben böyle besleniyorum", "Diyetteyim evet". İnanır mısınız misafirliğe giderken bile tatlı götürmek zulüm geliyor bu yüzden. Tatlıyı götürüyorum ama ben de yemek zorundayım çünkü yemiyorum dersem.... bla bla.

Sorun şu ki sizin dışınızdaki insanların beslenme alışkanlıkları, daha doğrusu sizin "eski" beslenme alışkanlıklarınız o kadar sağlıksız ki dışarıda yiyecek şey de bulamıyorsunuz. Ara öğün yapmak istiyorsunuz, evden yanınıza almadıysanız yandınız. Kantin, kafe gibi yerlerde -gene şimdi eskiye nazaran daha iyi de- meyve, kuru meyve bulmak çok zor. Ne meyvesi, içinde ekmek bulunmayan herhangi bir yemek -salata dışında- bulmak bile zor. Bulacağınız yemeği size söyleyeyim: Diyet menü adı altında sebze haşlama (sebze haşlama ne la?!). 5 yıldır masa başı bir işte çalışıyorum ve çok erken saatte işe başlıyorum. Çalıştığım yerdeki çoğu insan sabah kahvaltısı ihtiyacını yakındaki -şirketten bağımsız- bir büfeden karşılıyor. Birkaç ay öncesine kadar büfenin bize sunduğu "kahvaltı" imkanları şunlardı: Kaşarlı tost, sucuklu tost, karışık tost, beyaz peynirli kepekli tost (buna da şükür), sandviç (beyaz peynirli, jambonlu, kaşarlı vs), simit, simit tost (Allah muhafaza, hiç tanışmamanızı tavsiye ederim). Böyle bir yerde evden kahvaltı/yemek getirmiyorsanız nasıl sağlıklı beslenebilirsiniz? Bu bağlamda bence insanlar diyetten daha zor. Diyet dönemimdeyken en sık düşündüğüm şey tatlı ve unlu mamüller satan/servis eden yerler yerine meyve, kuru meyve salatası yapan restoranlar/kafeler olsaydı işimin ne kadar kolaylaşacağı idi. Bu sorunun üstesinden gelebilmek için diyetim boyunca yanımda meyveler, kuru meyveler taşıdım. Yazlığa bile evden ceviz götürdüm (öncesinde telefon edip "evde ceviz var mı" diye sormuştum) :)

Neyse ki babaannem durumu öğrendiğinde anlayışla karşıladı, ve o zamandan beri tüm ailem yemediğim gıdalara saygı gösterir. 2009'dan beri hayatımdan çıkardığım, hala da günlük hayatımda bulunmayan gıdalar patates, pirinç, kaşar ve mısırdır. Bu dörtlü evime uğramazlar, yemeklerin içinden patatesi ayıkladığım çok görülmüştür. Şerbetli tatlılarla sadece arkadaş ortamında haşır neşirimdir, marul evde misafir yoksa eve uğramaz, gazlı içecekler ve cipsler de aynı şekilde. Diyet zamanında hiç alakamın olmadığı -belki de hoşunuza gidecek- bir yiyecek grubu da diyet yiyeceklerdi :) Kepek, diyet bisküviler, müsliler. "Senin vücudunun bunlara ihtiyacı yok" dedi beslenme uzmanım, evet doğru, benim vücudumun bunlara ihtiyacı yok. Size şaşırtıcı ama sevindirici bir şey söyleyeyim: Abur cubur yemediğim bir altı ayın ertesinde ilk defa bisküvi yediğimde midem bulanmıştı. O iki hamlede ağzınıza attığınız bisküvinin içinde aslında sürüyle koruyucu ve sizin normalde saf olarak ağzınıza atmayacağınız maddeler var. Vücudum altı ay boyunca bu maddelere olan bağışıklığını yok etmişti, bu yüzden altı ayın sonunda "ne yedim la ben?" tepkisi verdi. Kötü haber ise benim bu ilk bisküviden sonra aburcubur alışkanlığımı tekrardan vücuduma edindirecek yeteri miktarda aburcubur vermiş olmam, bu yüzden bu yiyecekleri gördüğümde canım çekiyor. Sevindirici şeyse pilav, patates, mısırı aramıyorum; çünkü bunların içindeki şeker ve nişastaya vücudumu alıştıracak kadar çok yemedim bunlardan. Bu demek oluyor ki bir yiyeceği canınızın çekmemesi için bir süre onu vücudunuzda bulundurmamak yetiyor da artıyor bile.

Bugünkü yazımı bitirmeden önce eklemek istediğim bir şey var: Bu blogta yazdıklarım ve yazacaklarım, yediklerim, yemediklerim, hayatımdan çıkardığım gıdalar vs, bu benim yolculuğum. Ben bir beslenme uzmanı değilim, bu yüzden size tavsiye verme yetkim yok. Lütfen bu blog'u bu gerçeği düşünerek okuyun ve beslenme alışkanlıklarınızı ayarlamadan önce lütfen bir beslenme uzmanına danışın. Bu blog sadece bir motivasyon ve destek platformudur, yazara ve okuyuculara bir "yolculukta" en gerekli şeyi aşılamak için yazılmıştır : İrade.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder