Şekersiz uyguladığım 8 öğünlü diyetim sayesinde bir ayda 2.5 kilo verdim. Her hafta sonu değişik yemekler yapıyor, her sabah farklı kahvaltı yapmaya çalışıyorum: her gün aynı yemeği yerseniz bir süre sonra sıkılıyorsunuz ve kaçamak riskiniz artıyor. Pirinç yerine koyduğum şey bulgurdur; o yüzden bir hafta sonu bulgurlu yaprak sarması denedim :) Güzel oluyor, tavsiye ederim. Yalnız, bu tecrübemden öğrendiğim en büyük ders diyetimle ilgili değil, aşçılıkla ilgiliydi: Yaprak sarması, Türk mutfağının yüksek lisansıymış! Bırakın kalem gibi sarmayı, bir silindir yaratabilmek bile ustalık istiyor!
Sıfır Şeker sayesinde motivasyonum o kadar güçlendi ki. İş yerinde doğum günü kutlamaları için alınan pastaları kendi ellerimle kestim, sonra da elimdeki bıçağı sakince masaya bırakıp pastadan uzaklaştım :) Ellerinde plastik tabaklarıyla birkaç arkadaş "sen yemiyor musun?" diye sordu. "Hayır" dedim, "şekeri bıraktım".
"Nasıl ya, şekeri mi bıraktın? Hiç mi yemiyorsun?"
"Hıhı, evet."
"Şekersiz yaşanır mı ya?!"
Bir karar veriyorsanız, hele ki radikal bir karar veriyorsanız insanların tepkisini duymaya hazırlıklı olacaksınız. Ne yazık ki diğer insanların yeme içme, giyim kuşam, yaşayış, meslek, cinsel vs seçimlerine müdahalede bulunmak, ayıplamak, ısrar edip değiştirmeye çalışmak bizim huyumuz.
Böyle bir tepki geleceğini biliyordum, o yüzden sadece gülümsedim, ve kendi hayatımı yaşamaya devam ettim. Üstelik bu, girdiğim ilk sınavdı. Daha şeker bayramı görmedim, misafirlikte pasta ikram edilmedi, yılbaşı kutlamadık, evime tatlı getiren olmadı, daha bu sınavları geçmedim ben! Kendime bu konuda başarılar diliyorum :)
Girdiğim ikinci sınav, misafirlikte kahvaltıdaydı. Tabağıma koyduğum peynir, zeytin, domates, salatalık, yumurta, ceviz, ekmek beni doyurmuştu, sakin bir şekilde çayımı içiyordum. Birden sağ çaprazımdan önüme bir dilim ekmek fırladı: "yok, istemiyorum" dedim. Ama sınavım tabii ki sadece bununla sınırlı olmayacaktı: "reçel ister misin bak çok güzel?" "yok istemiyorum" "Bak şu da çok güzel?" Birkaç sorudan sonra dayanamadım, "ben şekeri bıraktım, söyleyeyim de" dedim.
Şekeri bıraktığınızda, diyete girdiğinizde, kilo aldığınızda, kilo verdiğinizde, bir gün sizden beklenmedik bir şey yaptığınızda insanların ilk tepkisi sizi yadırgamak oluyor. Asla unutmayın, vazgeçerseniz kaybedersiniz. Yaşadığınız hayatın kimin olduğuna ve ne istediğinize, neden istediğinize karar verin, içinizdeki ses sizi haksız çıkarıyorsa yaptığınızdan işte o zaman vazgeçersiniz.
Bir restoranda, kafede, bakkalda çikolata, dondurma, pasta vs gördüğümde hala başka bir yere bakıyorum. "Canım tatlı istiyor" düşüncesini zihnimde barındırmamaya çalışıyorum, ya da aklımı çelecek herhangi bir düşünceyi kafamdan kovuyorum. Ama inanıyorum ki yeteri kadar zaman geçip de bu yiyeceklerin tadını unuttuğumda, bunlar da patates ve pilav gibi olacaklar benim için. Aramayacağım, aklıma gelmeyecek; tıpkı unutmak istediğiniz bir insanı uzun zaman görmediğinizde gerçekten unutmanız gibi.
Buzdolabımda halen birkaç kutu çikolata var, misafirlerime saklıyorum :)
sağlıklı bir beden ve doğru beslenme alışkanlıklarına sahip olmak için kurulmuş bir motivasyon ve destek platformu - hem yazar hem okuyucular için
13 Haziran 2015 Cumartesi
2 Haziran 2015 Salı
Tatlıya Sıfır Tolerans - Ya Hep Ya Hiç
Son tatlı yediğim gün 4 Mayıs, yani bu blog'a başladığım gündü. İş arkadaşımın uzattığı küçük beyaz çikolata yediğim son tatlıydı. O günden beri hiç tatlı yemedim.
Aslında bir diyetin, ya da verdiğiniz herhangi bir kararın en zor zamanı ilk günleri. O ilk birkaç günü, hatta bir haftayı atlatırsanız, ondan sonra emin olun her şey çok daha kolaylaşıyor. Eski alışkanlıklarınızdan henüz kurtulamamış olmanın etkisiyle eve giderken gördüğünüz bakkal aklınıza dondurma alma fikrini getiriyor, eskiden tatlı yediğiniz, börek çörek aldığınız neresi varsa, tekrar ordan tatlı, börek, çörek almak istiyorsunuz. Ama bu fikre birkaç kez hayır dedikten bir süre sonra, bu fikir yavaş yavaş aklınızdan silinmeye başlıyor ve bağımlılıklarınızın üstesinden gelmeye başlıyorsunuz. Çok zor geldiği zamanlarda, bunu "gurur meselesi" haline getirip "Nasıl ya, ben bunun mu üstesinden gelemeyeceğim? Tabii ki başarabilirim!" i aklınızdan geçirin ve bunu aşabilecek kadar güçlü olduğunuzu hatırlayın :) Belki de tatlıyı bırakmamda en büyük motivasyon kaynaklarımdan biri buydu -altı üstü şeker işte, nedir ki? Hayatımı zorlaştıran bu mu yani?!-. Tatlıya (herhangi bir şeye) bağımlı olmaktansa onu hayatımdan tamamen çıkarmayı seçtim, bu kendime olan saygımı yerine getirdi ve daha güçlü hissetmemi sağladı.
Sıfır Şeker hayatımda, ilk aldığım karar tatlıyı bırakmaktı. Yani çaya atılan şeker (zaten atmam), sütlü/şerbetli tatlılar, çikolata, bisküvi, kek, pasta, çörek... Aklınıza gelebilecek, tatlı hissi veren her şey. Neden mi her şey? Nedeni belli değil mi? Diyelim ki hayatımdan sütlü ve şerbetli tatlıları, bisküvi, çikolatayı çıkardım, ama sabah kahvaltılarımda tahinli çöreğe izin verdim. Bu diyetin sonunu görebiliyordum: Hafta içi günler bunu sürdürebilecek, ancak cumartesi sabahı fırına gidip tahinli çörek alacaktım, bu da benim ödülüm olacaktı. Bu benim "ödülüm" olduğu için miktarı abartacak, muhtemelen yarım, belki tama yakın tahinli çöreği bitirecektim. Ertesi gün o tahinli çörekten yine yiyecektim. Yediğim tahinli çörekten rahatsız olan vicdanım, akşam aynaya baktığımda kendimi daha şişman görmeme yol açacaktı, ve bu motivasyonu kaybetmiş halimle bu diyeti çok uzun sürdüremeyecektim.
Diyelim ki diyetimden unlu mamülleri çıkardım, ama bu sefer balı serbest bıraktım, çünkü bal doğal (günümüz şartlarında ne kadar olabilirse). Bu sefer bal serbest olduğu için akşamları geç saatte ballı süt içmeye başlayacaktım (yapmışlığım var). Ve sonuç gene aynı.
Diyelim ki diyetimde haftada bir gün sütlü tatlıya izin verdim: İşyerinin yemekhanesindeki tatlıları beğenmediğim için ya her hafta dışarıdan tatlı sipariş etmeye kalkacaktım (insanlar benim gibi tatlı manyağı olmadıkları için her hafta bana katılmaları mümkün değil, tek başına tatlı yemek ne kadar zevkli?), ya da daha olası seçeneği söyleyeyim, bir gün akşam yemeğinden önce dondurma alacaktım. Devamını tahmin edebiliyor musunuz?..
Bu iş küçük kaçamaklara izin vererek olmuyordu, çünkü yaptığım her kaçamak zamanla büyüyordu! Çözümü "ya hep, ya hiç"te buldum, çünkü durumun üstesinden başka türlü gelemeyeceğimi anlamıştım.
Sıfır Şeker'e başladığım ilk 1-2 gün kilomu bilmiyordum, çünkü tartılmaya uzun zamandır cesaret edemiyordum. Birkaç gün sonra motivasyonumun yerine geldiğini ve bunu başarabileceğimi fark ettim, ve bir cesaret tartıldım. Kafamı daha fazla kuma gömmenin bir anlamı yoktu. Korktuğum değerle karşılaştım: 60.1.
60, benim için psikolojik sınırdı. 2009'da yaptığım diyette de 60'ın altına düştüğümde çok mutlu olmuştum, çünkü ortaokuldan beri kendimi 50'li kilolarda görmemiştim. Bu değeri yıllar sonra yeniden gördüğümde tekrardan durumun vehametini fark ettim; zayıfladıktan sonra kilo almıyorum diye bir şey yoktu, abartırsanız, beslenme ve hareket alışkanlıklarınızı değiştirirseniz kilo alırdınız; nitekim ben de almıştım. Halbuki bu kiloları günün birinde hamile olursam anca o zaman görmeyi umuyordum... Pekala, tartıdan indim ve moralimi bozmadan Sıfır Şeker hayatıma devam ettim. İşte bu yüzden devam etmek zorundaydım...
İkinci kararım, 2009'daki diyetimi yeniden uygulamak oldu, bu sefer beslenme uzmanımın listeleri ve sütlü tatlılar olmadan. Her gün değiştirdiğim sebze, baklagil, et, tavuk, balık, bulgurlu menüler. Günde 2.5 litre suyu asla ihmal etmeden. Sağlıklı bir şekilde işe yaradığını bildiğim en iyi diyet buydu, ve tekrardan işe yarayacağını biliyordum. Her şeyi doğru yaparak, tek bir kaçamak yapmadan, ve bir yandan sizlere Sıfır Şeker'i yazarak :) diyetimi uyguladım. Tahmin ettiğim üzere, birkaç gün sonra tartıdaki rakam düşmeye başlamıştı.
Aslında bir diyetin, ya da verdiğiniz herhangi bir kararın en zor zamanı ilk günleri. O ilk birkaç günü, hatta bir haftayı atlatırsanız, ondan sonra emin olun her şey çok daha kolaylaşıyor. Eski alışkanlıklarınızdan henüz kurtulamamış olmanın etkisiyle eve giderken gördüğünüz bakkal aklınıza dondurma alma fikrini getiriyor, eskiden tatlı yediğiniz, börek çörek aldığınız neresi varsa, tekrar ordan tatlı, börek, çörek almak istiyorsunuz. Ama bu fikre birkaç kez hayır dedikten bir süre sonra, bu fikir yavaş yavaş aklınızdan silinmeye başlıyor ve bağımlılıklarınızın üstesinden gelmeye başlıyorsunuz. Çok zor geldiği zamanlarda, bunu "gurur meselesi" haline getirip "Nasıl ya, ben bunun mu üstesinden gelemeyeceğim? Tabii ki başarabilirim!" i aklınızdan geçirin ve bunu aşabilecek kadar güçlü olduğunuzu hatırlayın :) Belki de tatlıyı bırakmamda en büyük motivasyon kaynaklarımdan biri buydu -altı üstü şeker işte, nedir ki? Hayatımı zorlaştıran bu mu yani?!-. Tatlıya (herhangi bir şeye) bağımlı olmaktansa onu hayatımdan tamamen çıkarmayı seçtim, bu kendime olan saygımı yerine getirdi ve daha güçlü hissetmemi sağladı.
Sıfır Şeker hayatımda, ilk aldığım karar tatlıyı bırakmaktı. Yani çaya atılan şeker (zaten atmam), sütlü/şerbetli tatlılar, çikolata, bisküvi, kek, pasta, çörek... Aklınıza gelebilecek, tatlı hissi veren her şey. Neden mi her şey? Nedeni belli değil mi? Diyelim ki hayatımdan sütlü ve şerbetli tatlıları, bisküvi, çikolatayı çıkardım, ama sabah kahvaltılarımda tahinli çöreğe izin verdim. Bu diyetin sonunu görebiliyordum: Hafta içi günler bunu sürdürebilecek, ancak cumartesi sabahı fırına gidip tahinli çörek alacaktım, bu da benim ödülüm olacaktı. Bu benim "ödülüm" olduğu için miktarı abartacak, muhtemelen yarım, belki tama yakın tahinli çöreği bitirecektim. Ertesi gün o tahinli çörekten yine yiyecektim. Yediğim tahinli çörekten rahatsız olan vicdanım, akşam aynaya baktığımda kendimi daha şişman görmeme yol açacaktı, ve bu motivasyonu kaybetmiş halimle bu diyeti çok uzun sürdüremeyecektim.
Diyelim ki diyetimden unlu mamülleri çıkardım, ama bu sefer balı serbest bıraktım, çünkü bal doğal (günümüz şartlarında ne kadar olabilirse). Bu sefer bal serbest olduğu için akşamları geç saatte ballı süt içmeye başlayacaktım (yapmışlığım var). Ve sonuç gene aynı.
Diyelim ki diyetimde haftada bir gün sütlü tatlıya izin verdim: İşyerinin yemekhanesindeki tatlıları beğenmediğim için ya her hafta dışarıdan tatlı sipariş etmeye kalkacaktım (insanlar benim gibi tatlı manyağı olmadıkları için her hafta bana katılmaları mümkün değil, tek başına tatlı yemek ne kadar zevkli?), ya da daha olası seçeneği söyleyeyim, bir gün akşam yemeğinden önce dondurma alacaktım. Devamını tahmin edebiliyor musunuz?..
Bu iş küçük kaçamaklara izin vererek olmuyordu, çünkü yaptığım her kaçamak zamanla büyüyordu! Çözümü "ya hep, ya hiç"te buldum, çünkü durumun üstesinden başka türlü gelemeyeceğimi anlamıştım.
Sıfır Şeker'e başladığım ilk 1-2 gün kilomu bilmiyordum, çünkü tartılmaya uzun zamandır cesaret edemiyordum. Birkaç gün sonra motivasyonumun yerine geldiğini ve bunu başarabileceğimi fark ettim, ve bir cesaret tartıldım. Kafamı daha fazla kuma gömmenin bir anlamı yoktu. Korktuğum değerle karşılaştım: 60.1.
60, benim için psikolojik sınırdı. 2009'da yaptığım diyette de 60'ın altına düştüğümde çok mutlu olmuştum, çünkü ortaokuldan beri kendimi 50'li kilolarda görmemiştim. Bu değeri yıllar sonra yeniden gördüğümde tekrardan durumun vehametini fark ettim; zayıfladıktan sonra kilo almıyorum diye bir şey yoktu, abartırsanız, beslenme ve hareket alışkanlıklarınızı değiştirirseniz kilo alırdınız; nitekim ben de almıştım. Halbuki bu kiloları günün birinde hamile olursam anca o zaman görmeyi umuyordum... Pekala, tartıdan indim ve moralimi bozmadan Sıfır Şeker hayatıma devam ettim. İşte bu yüzden devam etmek zorundaydım...
İkinci kararım, 2009'daki diyetimi yeniden uygulamak oldu, bu sefer beslenme uzmanımın listeleri ve sütlü tatlılar olmadan. Her gün değiştirdiğim sebze, baklagil, et, tavuk, balık, bulgurlu menüler. Günde 2.5 litre suyu asla ihmal etmeden. Sağlıklı bir şekilde işe yaradığını bildiğim en iyi diyet buydu, ve tekrardan işe yarayacağını biliyordum. Her şeyi doğru yaparak, tek bir kaçamak yapmadan, ve bir yandan sizlere Sıfır Şeker'i yazarak :) diyetimi uyguladım. Tahmin ettiğim üzere, birkaç gün sonra tartıdaki rakam düşmeye başlamıştı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)