24 Nisan 2016 Pazar

Ah Şu Koruma Meselesi

Fazla kilolarımı verdikten sonra formumu nasıl koruyacağım diye düşünürken yanlışlıkla 60.1 kg'da sonsuza dek kalmanın yolunu buldum galiba, zira son bir haftadır tartıdaki rakam gram oynamıyor! 59'lu kilolara düşeyim de buralara iftiharla yazayım diye günlerce bekledim halbuki :( Sorun yok, belki tartımın yeteri kadar hassas olmamasından ya da olası bir vücut ödeminden, vücut direncimden kaynaklanıyordur diye birkaç gün daha bu diyeti denemeyi sürdüreceğim.

Önceki yazımda söylediğim gibi uyguladığım bu menü aslında, zamanında koruma menüsü olarak kullandığım listenin tatlılardan arındırılmış hali; ama ben yine de bu listeyle uzun vadede de olsa kilo kaybedeceğime inanıyorum. Zira sağlıklı beslendiğimiz ve karbonhidrattan uzak durduğumuz sürece vücudumuz ideal formuna dönme eğilimi gösterir. Ancak görünen o ki bu sefer süreç biraz yavaş işliyor, bunun kötü tarafı bir süre sonra motivasyon kaybı yaratacak olması, bu yüzden geçmişte kullandığım diyet listelerinin "tatlıdan arındırılmış halini" birkaç gün sonra yürürlüğe sokmaya karar verdim.

Bunun yanı sıra, kilolarımı verdikten sonra nasıl korurum diye düşünürken kendimce birkaç hesap yaptım. Yaptığım diyet kalori diyeti olmasa da, acaba vakti zamanında günde ortalama kaç kaloriyle, ve nasıl bir protein/karbonhidrat oranıyla kilomu korumuştum (hatta 56'dan 55'e düşmüştüm), bunu anlamaya çalıştım ve buna benzer bir diyet uydurarak yine aynısını yapabilir miyim diye denemeye karar verdim. (Elbette daha deneyemedim)

Bir Excel dosyası oluşturdum (yönlendirmemek amaçlı buradan paylaşmıyorum) ve bütün bir gün yediklerimi kcal, karbonhidrat, protein, yağ, sodyum, potasyum, A, C vitaminleri ve demir içerikleri açısından listeledim. (Zira bu miktarları (gram/miligram) bulmak internet sayesinde artık çok kolay.) Böylece diyetimde kalori miktarı, karbonhidrat ve protein oranının yanı sıra, ihtiyacım olan vitamin, potasyum ve benzerini de kontrol edebilecektim. Uydurma hesaplarıma göre beni 56 kg'da tutmayı başaran koruma menüm:
Günlük ortalama 1429 kalori,
Karbonhidrat : % 62.8
Protein : % 18,2
Yağ : % 19 içeriyordu ve haftada 1 sebzeli bulgur pilavı, 1 sebzeli makarna, 1 baklagil, 1 beyaz et, 1 balık, 2 ızgara et, 3 sütlü tatlı ve 1 yaş pasta öğünü içeriyordu.

Ben bu menüden tatlıları çıkarttığımda şu an uygulamakta olduğum diyet listem :
Günlük ortalama 1321 kalori,
Karbonhidrat : % 59,2
Protein : % 20,3
Yağ : % 20,5 haline geliyordu.

Bu hesaplarım aşağı yukarı doğruysa eğer, 56 kiloya düştüğümde kendime tatlı içermeyen bir koruma menüsü yaratabilir miydim? Kalori miktarını sabit tutup proteini artırıp karbonhidratı düşürerek bunu hesaplamaya çalıştım, ortaya şöyle bir şey çıktı :
Günlük ortalama 1429 kalori,
Karbonhidrat : % 57,8
Protein : % 21,4
Yağ : % 20,8  ve haftada 1 sebzeli bulgur pilavı, 1 sebzeli makarna, 1 baklagil, 1 beyaz et, 2 balık, 3 ızgara et

Peki ya bu kalori miktarını biraz azaltarak kilomu 54'ken 53'e düşürebilir miydim? Mesela şöyle bir menü yaratsam n'olurdu:
Günlük ortalama 1344 kalori,
Karbonhidrat : % 55,5
Protein : % 22,3
Yağ : % 22,2 ve haftada 1 sebzeli bulgur pilavı, 1 sebzeli makarna, 1 baklagil, 1 beyaz et, 2 balık, 3 ızgara et

Gerçekten bilmiyorum! Acaba kilomuzu korumak için takip etmemiz gereken beslenme düzeni nasıl bir şeydir? Kesinlikle kişiye özel olduğunu düşünüyorum, ve gerçekten merak ediyorum. Zamanı geldiğinde, bunu kendimce deneme-yanılma yöntemleriyle anlamaya çalışacağım.

Şu an uygulamakta olduğum menüyü bıraktıktan sonra geçmişte kullandığım diyet listelerinden birinin tatlıdan arındırılmış halini kullanacağımı söylemiştim. Yaptığım hesaplara göre o diyet şöyle bir şeye tekabül ediyor:
Günlük ortalama 1068 kalori,
Karbonhidrat : % 58,7
Protein : % 21,3
Yağ : % 20,0 ve haftada 1 baklagil, 3 beyaz et, 1 balık, 1 sütlü tatlı, 1 kabak tatlısı, 1 helva

Kalori miktarını, yani vücuduma giren enerjiyi çok fazla düşürmek istemediğimden aynı kalori miktarıyla, yine tatlıyı yok edip onun yerine proteini (baklagil, yumurta, yoğurt vs) artırarak başka bir diyet yaratmaya çalıştım :
Günlük ortalama 1069 kalori,
Karbonhidrat : % 57,8
Protein : % 21,6
Yağ : % 20,6 ve haftada 2 baklagil, 3 beyaz et, 1 balık

Bu yarattığım menüyü uygulamaya çalışacağım. Günde 2,5 lt su, sıfır şekerle, ve bol bol yiyerek. Ne olacağını hep beraber göreceğiz :)

Bir dahaki görüşmemizde tartıda onlar basamağı 5 olan rakamlar görme dileğiyle :)

Not: Diyet uzmanı ya da beslenme ilgili eğitim almış bir insan olmadığım için beslenme konusundaki yorumlarımın/düşüncelerimin kişisel olduğunu, yazılarımın tavsiye içerikli olmadığını önemle belirtmek isterim.

13 Nisan 2016 Çarşamba

Sil Baştan

Bütün gece uyuyamadım ama sabah 8'de kalktım. Motivasyonun alasına sahiptim, daha iyi nasıl bir sebebim olabilirdi?.. Diyet yaptığım zamanlarda sabah kalkmak için en güçlü motivasyon az sonra tartılacağım gerçeğiydi ("Bugün kaç kilo çıkacağım acaba?"), gene öyle oldu: Lavabodan döndüğüm gibi tartı. Akşam tartıldığınızda sabahkinden daha ağır çıkarsınız çoğu zaman, dolayısıyla gördüğüm rakam bu sefer 61.6. İyi, verilecek kilolardan 1 düşmüş olduk.

Geçen yazımı yazarken de farkındaydım, ama bu konuyu sonraki yazıma bırakmak istedim: 62.3 kilo çıktım diye yaşadığım şoklar, kimileri için komik, sinir bozucu gelebilir. Bir süre önce yakın bir arkadaşım kısa süreliğine 57-58 kiloya çıktığındaki söylemleri de bana sıradan gelmişti. Halbuki muhtemelen kendisi o anda duba gibi hissediyordu! Başka bir arkadaşım "benim sınırım 53, ondan yukarı çıkmamam gerekiyor" demişti. Hangi kiloda sağlıklı olacağınız boyunuzla da alakalı tabii, ama benim boyum 1.63 olduğu için 62.3 kilo pek sağlıklı görünmüyor. Bu kiloya, ve belki daha fazlalarına, aylar yıllar içerisinde fark etmeden varıyorsunuz: Önce 57'ye çıkıyor, "1 kilo almışım" diyorsunuz, sonra 58, sonra 59 oluyorsunuz. 62 kiloyu normal kabul ettiğiniz anda kendinizi 72'yi görmeye hazırlayın: Bedeniniz asla durmuyor, kontrol mekanizması o değil, sizsiniz.

Kontrol mekanizması benim. Ne "kilo mu aldın?" diyenler, ne de "kilo mu verdin?" ya da "hiç belli olmuyor, bence böyle de çok güzelsin" diyen şeker insanlar. Bu yüzden her şeye yeniden başladım. Yıllar önce Hayriye hanımın bana Koruma Menüsü diye verdiği listeden bütün tatlıları çıkarttım, onu uyguluyorum. Amacı koruma olmasına rağmen vakti zamanında bu menüyle (içinde haftada 3 sütlü tatlı, 1 yaş pasta barındırıyordu) bir ayda 56'dan 55'e düşmüştüm. Bu sefer niyetim 56'dan biraz aşağı düşmek ve orada kalmak. Koruma, diyetin bence en zor bölümü ve bunu bu sefer nasıl yapacağımı ne yazık ki hala bilmiyorum. Belki 6 ay koruma menüsüyle beslenirim!?!

Koruma, bence en çok, kısa sürede çok kilo verdiren diyetlerden sonra zor. Normalde tüketmediğiniz sebze suları, diyet bisküviler, hatta ilaçlarla, doymadan verdiğiniz kilolardan bahsediyorum. Bunları tüketmeyi diyetten sonra bıraktığınız için, vücut "kıtlık dönemi"nin sona erdiğini düşünüyor ve eski halinize geri dönme eğilimi gösteriyor. Benim yaptığım diyet son derece sağlıklı ve doğal olmasına rağmen, hayatıma yüksek dozda karbonhidrat sokarak kilo almak ise ne yazık ki diyetimin değil, bizzat benim başarım.

Canım artık çikolata çekmiyor, dondurma da, helva da yemek istemiyor (neden acaba!). Günde 2-2.5 litre su dahil, bütün kurallara uyuyorum, her sabah tartılıp duvara yapıştırdığım kağıda kilomu not alıyorum. (Bugün itibariyle 60.8 kiloyum.)
Diyetinizin kurallarına olan hassasiyetiniz, diyetinizin başarısının anahtarı. Özellikle de ilk günlerde. Abartın, psikopat bir şekilde -sakın ha sakın aç kalmayın- kurallara uyun. "Bugün de bunu yiyivereyim" dediğinizin ertesi günü de başka bir şey yiyiverirsiniz çünkü. 10 dakikada bir saatime bakarak su içtiğim gerçeğini en yakın arkadaşım yıllardır unutmadı, amcamlarla kebap yemeye giderken beslenme uzmanımı arayıp "bugün makarna yemem gerekiyordu, et yesem olur mu?" diye sordum ama, o 14 kiloyu da verdim.

Bir daha yapacağım.

10 Nisan 2016 Pazar

Aynadaki Yüz

Tatlısızlığa katlanmak, ne kadar zamandır tatlı yemiyorsanız o kadar kolay. Sıfır Şeker'e "ara" verdiğim ilk dönemlerde tatlı yememek çok daha kolaydı. Artık evin önünden geçerken gördüğüm marketler bana dondurma almamı buyurmuyordu, helvanın, tahin-pekmez'in içine düşmemiştim.

Bu "ara", başlarda epey rahatlatıcıydı, kendimi kısıtlamak zorunda değildim; hastası olduğum yiyecekleri "bir süre" istediğim kadar yiyebilirdim. Sabahları içtiğim sütlü Türk kahvesine artık buzdolabındaki epeydir ellenmemiş tablet çikolata eşlik edebilirdi mesela. Her gün 2-3 tane. Başlarda pek fark etmiyor sizin için bu değişiklik, sonraları bunun keyfini almaya başlıyorsunuz. Bir süre sonra bir fark ediyorsunuz ki sonunda dolaptaki tablet çikolata bitmiş ve siz gayet bunun eksikliğini hissediyorsunuz! "Yanına -eskiden yaptığım gibi- badem mi koysam acaba??..." Ne var ki evde badem de kalmamış, çünkü ben zaten epeydir kuru meyve, badem ve türevlerini tüketmez olmuşum, yani tebrikler, beslenme alışkanlıklarımı tekrardan değiştirmeye başlamışım!

İçine girebildiğim pantolonlar her gün daha da dar, ve sonunda "o sıkıştırıyor", "bu sıkıştırıyor" diye diye giyebildiğim pantolon sayısı 3'e inmiş, eşofman tercih ediyorum evin yakınında dolaştığımda. Bluzlar ise sırt kısımlarından uzayacaklar nerdeyse, zira pantolon-bluz arasında açılmaya başlayan bel/kalça bölgesi gözükmesin diye çekiştiriyorum sürekli. Dar yarım kollu tişörtlerim koltuk altı bölgesinden sıkıştırmaya başladı, bana öyle geliyormuş gibi davranıyorum. Etek giymeyeli çok oldu, çünkü bütün etekler, genişleyen kalçanın etkisiyle yukarı çıkıyor yürürken, iki adımda bir aşağı çekiştirmek tam bir işkence; normalde diz üstü boydalar halbuki.

Pekala, bu söyleyeceğim durumu da anca benim gibi tombiş olanlar bilir sanırım: yürürken iki bacağın birbirine sürtme sınırını geçeli epey oldu. Yıllar önce beslenme uzmanım bir gün şöyle demişti: "Biliyor musun, eskiden bacaklarım birbirine sürterdi benim yürürken!" Ben bu durumu hayatım boyunca yaşadım! Tabii bu durum sadece üzerinizde şort/pantolon yoksa fark ediliyor. Çocukluğumda/gençliğimde sahilde meşhur yürüyüş/koşularımı yaparken bu yüzden bacaklarım yara olurdu. Bu durumun ortadan kalktığını ilk defa kilolarımı verdiğimde, 56'dan birkaç kilo yukarıdayken fark etmiş, çok sevinmiştim. Bu sınırı tekrar aştığımı görmek, kilo aldığımın en can sıkıcı göstergelerinden biri.

Sonra yüzüm. Yüzüm değişiyor kilo aldığımda. Bilmiyorum, bu saydıklarımdan hangisi en can sıkıcı acaba?! Bunların hepsini görüyor, ama görmezden geliyorsunuz. Bedeninizi, kilonuzu daha bol kıyafetlerle, kalçayı örten kıyafetlerle kapatmaya çalışmak geçici bir çare olabilir, ancak bu çare hiçbir zaman tartıdaki rakamı değiştirmez. Tartıdaki rakam, siz ne giyerseniz giyin aynıdır. Zaten bu yüzden tartıya çıkmıyorsunuz!

Derken insanlarla konuşurken "kilo aldım" demeye başlıyorsunuz, ama nazik, şeker, fiziksel özelliklerinize önem vermeyen, dikkat etmeyen insanlar "ay yok canım, aynısın bence" diye cevap veriyorlar, siz de zaten bunu duymak istiyorsunuz! Bu cümle sizi rahatlatıyor, normal yaşamınıza devam ediyorsunuz. Bir fotoğraf çekiyorsunuz, "ay yüzüm kocaman" diye düşünüyor, sonra "ben buyum, yapacak bir şey yok" diyorsunuz. Birkaç dünya tatlısı insan daha "kilo mu verdin" diyor, "gerçekten verdim mi acaba" deyip normal yaşamınız + birkaç tatlı daha ile devam ediyorsunuz. Sonra profilden çekilmiş, yüzünüzü, ve oturduğunuz için kocaman olmuş göbeğinizi bütün heybetiyle gösteren bir fotoğrafınızı gören babanız, Whatsapp grubundan "afiyet olsun kızım yaramış" diye mesaj atıyor. Ne tatlı! O an mesajı gören, sizi ve babanızı teselli etmek isteyen dünyalar tatlısı insanlar fotoğrafınızı bir de karşıdan çekip "önceki resimde hakikaten kilolu çıkmış ama aslında öyle değil" diye cevap veriyorlar. Aynaya bakıyorsunuz. Bir daha bakıyorsunuz. Buna bir son vermeliyim. Bugün olmadı. Yarın. Yarın olsun.

Yarının birçok yarın sonrasında, canım hiç olmadığı kadar tatlı istiyor. Eskiden buna menstrüasyon dönemi vs gibi kılıflar uydururdum. Gerçek şu ki gerçek bir motivasyona hiçbir döngü engel olamıyor, yaşadım, gördüm. Hissetmiyorsunuz bile. Anca bir miktar iştah artışı söz konusu olabiliyor, da üç kaşık daha taze fasülye yesen n'olur yemesen n'olur? Engel olabileceğini bildiğin halde engel olamamak çok daha can yakıcı! İnsanın canı sabahtan akşama kadar çikolata yemek ister mi? İstiyor işte. Sonunda dayanamıyorum, evin yakınlarındaki bakkaldan iki paket çikolata alıyorum. Daha eve gelmeden paketlerden birini açıyorum. Bu fazla sütlü, bitter olanı aç. Açıyorum. O gün o paketi bitiriyor, akşam yemek yemiyorum. Aferin, akşam yemeği yerine yine tatlı yedin. Midem bulanıyor çikolatadan. Buna rağmen o paketten kalan iki kareyi daha ağzıma atıyorum. Her şeye rağmen. Hayatı boyunca "tombak kızım" diye hitap edilen, bedeninden utanç duyan bir kız olmama rağmen. Kilolarımı yıllar önce vermiş, ama tekrar almakta olmama rağmen.

Ertesi gün oluyor, diğer paket çikolatayı da sütlü Türk kahvesi eşliğinde bitiriyorum. Mutsuzum, hiç memnun değilim bu yaptığımdan. Gün boyunca n'aptığımı sorguluyor, sorguladıkça daha çok üzülüyorum. Gece oluyor. Yatmadan önce odamdaki aynaya takılıyor gözüm. Bu ben miyim? Orada kalıyorum. Aynaya yaklaşıyor, tekrar bakıyorum. Yanaklarım ne kadar büyümüş, gözlerim ve burnum küçük bir ayrıntı gibi kalmış sanki yanında. Bu sanki yıllar önceki ben'im. Dayanamıyorum, gecenin bu saatinde tartılacağım. Muhtemelen bu göreceğim, sabahki kilomdan daha fazla olacak ama tartılacağım. Soyunuyor, tartıya çıkıyorum. 62.3.

62.3. 62.3. 62.3.

Yan odadan boş bir kağıt alıyor, duvara yapıştırıyorum. Yazıyorum:
7.04. 62.3

"Yarın başka bir gün olacak."

Bütün gece uyuyamıyorum.

3 Mart 2016 Perşembe

O Tatlı Artık "O Kadar" da Güzel Değil

Sıfır Şeker beslendiğim dönemde ideal kilom olan 56 kiloya kadar inmeyi başarmıştım. Evet yapmıştım bunu. Bu gerçekten inanılmaz derecede zevkli bir durumdu ve tabii ki kendimi alışverişe vermiştim! Uzun zamandır üzerime tıkış tıkış gelen pantolonlar bol geliyordu, dolayısıyla epeydir giymekten çekindiğim pantolonlarımı rahat rahat giyiyordum, aynaya baktığımda gördüğüm bedeni daha çok beğeniyordum; ama her şey tam da o en rahat olduğum anda başladı: Hedefe ulaşmış, misyonumu yerine getirmiştim, artık kaçamak yapabilirdim (!). İşte diyetlerde yaptığımız en büyük hata: Şımarmak. "Kilo verdim, o halde artık alabilirim." Komik değil mi ama?...

Hamur işlerine sarmıştım, ancak neyse ki henüz Sıfır Şeker'i ihlal etmemiştim. Sıfır Şeker'e ara vereceğim tek gün doğum günümdü, ve sabırla o günü bekliyordum. O gün sınırsız tatlı tüketme izni vermiştim kendime.

Sanıyorum kimse sabah kahvaltısı için yaklaşık bir saat boyunca fıstık ezmesi aramamıştır. İşte o manyak benim. Fıstık ezmesi dışında birkaç (?!) tatlı daha yedim o gün. İlk izlenimlerim: Aylardan sonra ilk defa tatlı yemek o kadar da iyi hissettirmiyor. Hatta ve hatta, beklediğinizi bulamıyorsunuz. Her lokmanızda o lokmanın daha lezzetli olmasını umuyor, ama o eskiden aldığınız hazzı bir türlü alamıyorsunuz. E güzel bir şey tabii, ama "o kadar" da güzel değil. Taze fasülyeden çok da farklı değil! "Bugün doğum günüm, bari şu pastayı da yiyeyim" diyor, onu da yiyorsunuz, ama yok, o da umduğunuz gibi değil. Aylar sonra yeniden tatlı yemek işte böyle bir şeydi. Bu güzel bir haber sanırım. Tatlı isteğinizin zamanla köreldiğini, aylarca tatlı yemeyince artık tatlıdan eskisi gibi keyif almayacağınızı, canınızın eskisi gibi tatlı çekmeyeceğini gösteriyor. Ama yalnızca ve yalnızca, siz tatlıyı vücudunuza yeniden hatırlatana kadar.

Doğum günüm geçti, ertesi gün arkadaşlarla yurt dışına gitmiştik. Bir Starbucks'ta kahvemi almış otururken birden önümde bir dilim pasta peydah oldu: Yanındaki peçetenin üstünde de "Happy Birthday =)" yazıyordu. İhlal 1. Gerekçe 1: Bugün de doğum günüm sayılır. Gerekçe 2: Arkadaşlarımın bana sürpriz olsun diye aldığı pastayı nasıl reddedebilirim ki? Kahve de ummadığım şekilde tatlı olunca aşırı doz şekerden gidiyorum sanmıştım.

Aradan günler geçti, canım fazlaca tatlı istemeye başlamıştı. Kahve niyetine Mocha (içinde bolca çikolata vardır) alıyor, hamur işlerine devam ediyordum. Dışarıda yediğim yemeklerde etin yanına konulan patatesler her seferinde daha çok eksilir olmuştu! Yaprak sarması mı yeseydim pizza mı? Hı hı evet, sıfır şeker besleniyordum.

Sonunda bu işe bir süreliğine ara vermeye karar verdim. Yoğun ve stresli bir dönemden geçiyordum ve bir de bunun için uğraşamayacaktım (!). (Ne demiştim, yemek yemeyi duygusal bir eylem boyutundan çıkarmak gerek.) İlk aldığım tatlılar : dondurulmuş tahinli çörek, çilekli cheesecake'li dondurma ve Tadelle'nin dondurması. Tadelle'nin dondurmasını daha marketten çıkar çıkmaz mideye indirdim. Beklentim gene karşılanmamıştı, olsun, belki bir sonraki karşılar. Akşam yemeği yerine tatlı, yeniden. Diyetimde yaptığım en büyük hatalardan belki de ikincisi, söylemiş miydim: akşam yemeği hazırlamamak, akşam yemeği yerine tatlı yemek.

Mideye yemek istemeyeceğim kadar tatlı doldurmuştum, bütün hücrelerim glikozla dolup taşmıştı. "Artık daha fazla yiyemeyeceğim" doygunluk hissiyle rahatladım, sağlıklı beslenmeye başladığınız ilk zamanlarda "canım bir şey istiyor, bir şey eksik ama ne?" hissindeki eksik olan bir şey tam olarak bu işte. Aşırı glikoz yüklenmesiyle gelen mayışma.

Tam olarak eskiye dönmüştüm. Aylar sonra Sıfır Şeker dönemime "ara" vermiştim.

Devam edecek.

29 Şubat 2016 Pazartesi

Şekeri Bırakıp Una Sarmak, Fıstık Ezmesi Kavanozunu Yarılamak

Epeydir yazmıyorum, aslında bu, ne yazık ki bu sefer demek ki epeydir yaramazlık yapıyorum....

Çok da iyi gidiyordum aslında, tatlıya olan isteğim uzun bir dönem yok olmuştu; sonra zamanla iradem zayıfladıkça olay daha da zor bir hal almaya başladı. Hiçbir zaman unutmamak gerek: Her şey "ufak bir kaçamak"la başlar. Bu noktada tatlı isteğiniz o kadar da fazla değildir. Tatlı isteğiniz tatlı yedikçe artar, evet yanlış yazmadım, tatlı isteğiniz tatlı yemedikçe değil, tatlı yedikçe artar.

Bir dizi var, baş roldeki adam çok sağlıklı besleniyor, sebze sularıyla falan (benden sağlıklı en azından, hayatımda maydanoz suyu içmiş insan değilim), anlatacağım sahnede gecenin bir yarısı baş roldeki kız ve adam acıkıyorlar. Adam buzdolabından fıstık ezmesi çıkarıyor, kız şaşırıyor: "Fıstık ezmesi, gecenin bir yarısı? Hem de kaşık kaşık?.. Ama siz bayağı bayağı kendinizden geçtiniz?"
"Gel beraber geçelim" diyor adam ve bir kaşık da kızın ağzına uzatıyor.

Bu yaşıma kadar fıstık ezmesi tüketmiş bir insan değildim. Sanki yıllar önce yemiş de beğenmemişim gibi hatırlıyorum. Bu sefer merak ettim: acaba fıstık ezmesi ne menem bir şeydi? (Görünen o ki güzel bir şeydi!) Şimdi denesem sever miydim? Fıstık ezmesi canım, tatlı değil sonuçta (!). Her şey evin yakınındaki marketten fıstık ezmesi almamla başladı! İlk kaşık: "Hımm, ne ki bu?" İkinci kaşık: "Güzel sanki?" Üçüncü kaşık, ve kavanozu bir süre beklettikten sonra ezmenin üzerine biriken yağla birlikte benim gerçek tadı keşfedişim.. Artık çok geçti.

Üç günde kavanozu yarıladıktan sonra bunun biraz-cık(!) da tatlı bir şey olduğuna kanaat getirdim. İçindekiler kısmına da bakınca emin oldum: %70 fıstık, geri kalanı komiklikler şakalar!?! Bu çılgınlığa bir son vermeliydim :( Geri kalan fıstık ezmesiyle birlikte kavanozu çöpe atınca rahatladım: Sıfır şeker hayatıma geri dönmeyi başarmıştım. (Neyime ki benim fıstık ezmesini merak etmek???)

Tek irade kaybım fıstık ezmesiyle olmadı. Evin yakınındaki fırınlardan hamur işi almaya başladım. Bu elbette ki sabah kahvaltılarına denk gelmiyordu ve tabii ki alışkanlık haline gelmişti! Tatlı bağımlılığımın yerini iyiden iyiye hamur işi bağımlılığı almak üzereydi.

Yeni yeni anlıyorum, herhangi bir şeye bağımlılığınız varsa, bunun ne olduğunun bir önemi yok, şeker, un, hatta genişletip sigara, alkol vs de diyebilirim, sahip olduğunuz bu bağımlılık çok rahat odak değiştirebilir ve bunun asıl -muhtemelen psikolojik olan- sebebini çözmediğiniz sürece o odağı bıraktığınız halde bir diğerine sürüklenebilirsiniz. Amaç şişmanlamaksa şekeri bırakır una yönelirsiniz. İnsanlar nasıl sigara bağımlılığını sakız çiğneyerek ya da el işlerine sararak sona erdirebiliyorsa, yalnız kalamadıkları için bir sevgiliden ayrılıp diğeriyle başlıyorsa bu da böyle bir şey. Burda asıl sorun benim neden şişmanlamayı seçtiğimde. Canımız sıkıldığında, üzüldüğümüzde neden yemeyi seçeriz? Bazıları iştahtan kesilirken bizler neden çıldırırcasına yeriz?... Bunu çözmediğimiz sürece ömür boyu diyet yapmak zorundayızdır, çünkü mütemadiyen kontrolsüzce yemek yer, kilo aldığımızı fark edince de zayıflamak için irademizi kontrol altına almak zorunda hissederiz. Konu irademizi kontrol altına almak olmamalı, konu yemek yemeyi nasıl duygusal bir eylemden çıkaracağımız olmalı bence. Yani üzgün olduğumuzda çikolata yemek gelmemeli aklımıza, yemek yemek bu boyuttan çıkmalı.

Üzgün olduğumda canımın tatlı istemediği bir dönem oldu mu, oldu. Düzenli olarak Sıfır Şeker'i yazdığım dönemde (yani birkaç ay öncesinde) ve yıllar önceki diyet dönemimde canım gerçekten tatlı istemiyordu. Çok yoğun bir şekilde konsantre olmuştum ve tek düşündüğüm zaten bu düzeni devam ettirebilmek olduğu için bırakın canımın tatlı istemesini, ağzıma zorla bile tatlı sokamazlardı. Olay bu psikolojiye gelmekte. Bu noktaya geldikten sonra diyetinizde hiçbir zorluk çekmiyor, beslenme düzeninize zevkle uyuyorsunuz.

Neden şişmanlamak istediğimi (?!) anlayana, ve bu sorunu çözene kadar bu blog benim en büyük yardımcım. Birkaç ay öncesinin düzenine, Sıfır Şeker'e geri dönmek istiyorum, o yüzden bugünden itibaren yeniden, sıkça birlikteyiz canlar :)

Devam edecek.