Çocukluğumdan beri tombul olduğumu söylemiştim. Annem, hamileliği boyunca babamın kendisini ciğerler yedirip bozalar içirerek beslediğini söylerdi; hamileliğinin son günlerinde çekilmiş fotoğrafı tam olarak yarım ay şeklindeydi. Çocukluğumda tombuldum evet ama sofradaki balık, sebze yerine hiç köfte patates yediğimi bilmem, eve abur cubur çok fazla girmezdi.
Babam haftada üç kere, toplamda 30 km koşan bir adamdı çünkü bendeki "armut" tipi bizzat kendisinden mirastı. Ben doğmadan önce bir aile dostumuzun babamı duvara dayayarak babamın kalça genişliğini ölçtüğü hikayesini pek çok sefer dinlemiştim.
Bu "armut" tipinden kurtulmak için belli ki babam haftada 30 kilometre koşma yolunu seçmişti (babam şu anda "armut" falan değildir :) ). Bu yüzden bana ilk koşmamı salık verdiğinde -muhtemelen- ilkokuldaydım.
Yeni beslenme metodumla tanıştığım 2009 yılına kadar kimi zaman babamla, kimi zaman tek başıma koştum. Babamla koşuya çıkmak demek her seferinde yaklaşık 8-10 kilometre (1-1.5 saat sürerdi) koşmak demekti ve bu beni gerçekten zorluyordu. Bu yüzden genelde tek başıma koşardım (30-45 dk). Babam vücudumun üst tarafında problem olmadığını, o yüzden kalçalarımı eritmek için doğru yöntemin beslenmemi değiştirmeme gerek kalmadan koşmak olduğunu söylerdi. Beslenme alışkanlıklarımı değiştirmeden koşmanın kilo vermeme yararı olmadığı kesin ama koşmam belki daha çok kilo almamı engellemiştir.
2009'a kadar ailem tarafından sürekli "koş" tavsiyesi verildiği için beslenme uzmanıma ilk sorduğum sorulardan biri şuydu: "Koşayım mı?". Beslenme uzmanım "Neeee" dedi, "Koşmak mı? Sakın koşma. Şu halinle eğer koşarsan ayak tabanlarına ve diz kapaklarına yük uygular ve zarar verirsin. Sadece hafif tempoyla yürüyebilirsin.". Ayrıca bunun yanında yağlarımla kaslarımın sporla sıkışmasının, kilo vermeme engel olacağını söylemişti. Canıma minnet, daha ne olsun :) . Bunun üzerine diyetim boyunca gezinme temposunda ve kısa yürüyüşler yapmıştık. Belki çocukluğumdan beri bıktığımdan bilemiyorum, koşmayı genelde tercih etmiyorum, ama yürüyüşü çok seviyorum, saatlerce, kilometrelerce yürüyebilirim; doğada, parkta, sahilde.
Diyetimin başlayışından birkaç ay sonra, birkaç kilo verip de yağlarım yumuşayınca, beslenme uzmanım göbek, kalça ve sırt bölgelerime biyoenerji kullanarak masaj yapmıştı. Bu masajlar sayesinde bu bölgelerimin küçülmesi hızlanmıştı. Diyetimin sonunda da pilates lastiği ile egzersizler yapmaya başlamıştım. Yunanistan'da mağazalarda denediğim gömlekler kaskatı kollarım yüzünden olmayınca günde 5 sefer 10'ar kez kol egzersizleri yaptım: Yanlış hatırlamıyorsam bir ayın sonunda kollarım çöp gibi kalmıştı. Bunun yanı sıra her akşam yatmadan önce karın bölgeme beslenme uzmanımın öğrettiği gibi masaj yapıyordum. Diyetim esnasında yaptığım spor bu saydıklarımdan ibaretti. Hala arada bu masaj ve egzersizleri yaparım.
Günde 8 öğünlü diyet menümle ilgili birkaç ayrıntıyı daha paylaşmak isterim:
- Yasak olan yiyeceklerim kimi zaman metabolizmayı şaşırtmak, kimi zamansa kilo veriş hızını ayarlamak anlamında her ay değişiyordu ama ana olarak hiç yasaklar listesinden kalkmayan yiyeceklerim şunlardı: Patates, pirinç, kahve, marul (içinde yağ olduğunu söylüyordu beslenme uzmanım, doğruluğunu bilemiyorum), mısır, muz (kabızlık yapıyor), şerbetli tatlılar, diyet yiyecekler, kepek ve tabii ki abur cubur.
- İstediğim zaman çay içebiliyordum, şekersiz olma kaydıyla.
- Yapay meyve sularını da tavsiye etmiyordu, onun yerine taze meyve suyu içebiliyordum ama onun da fazlası zararlı, zira her bir bardak portakal suyunda 2-3 portakal var.
- Alkol olarak : Mayalı içecekler olan şarap ve biraya izin yoktu ama rakıya izin veriliyordu. Çok fazla alkol tüketicisi olmadığım için bunu tecrübe edemedim, dolayısıyla doğruluğunu bilemiyorum.
- Yemeklerdeki yoğurdu yemekten yarım saat sonra yiyordum, bunun sebebi belki sindirimi kolaylaştırmak, belki mideyi küçültmek, bilemiyorum.
- Ve en önemlisi günde 2.5 litre su içmek. Bardak bardak değil, yudum yudum. Elinize bir pet şişe alıyor ve her 3 saatte bir onu yeniliyorsunuz. Bu sayede metabolizmanızı sürekli canlı tutmuş, midenizi büyütmemiş, ve aklınızdan diyeti çıkaramamış oluyorsunuz :)
Diyetim boyunca her gün aynı saatlerde yemek yemek, düzenli olarak su içmek ve kahveyi bırakmanın yararını çok kısa zamanda gördüm. Diyetten önce yaşadığım uykusuzluk ve kabızlık sorunlarım çözüldü, kimi günlerde, gün boyunca yoğun karbonhidrata bağlı olarak hissettiğim uyku hissi ortadan kalktı, ve canım gerçekten tatlı istemiyordu. Her ne kadar çok ara öğünlü diyet kimi diyetisyenlerce savunuluyor, kimi diyetisyenlerce yanlış bulunuyor olsa da, o dönemde bünyemdeki bütün değişiklikler olumlu olduğu ve sonuca da sadece bu şekilde erişebildiğim için o dönemki düzenimin diyetten önceki ve sonraki dönemlerime kıyasla çok çok daha doğru bir düzen olduğunu hissedebiliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder