Beslenme üzerine eğitim almamış, sadece 2009'dan beri pratik yapan bir insan olarak söylüyorum, :) eğer kilo kaynaklı olmayan ciddi bir hastalığınız yoksa, fazla kilo psikolojik bir problemdir. Hatta kendim adına, daha da ileri gideyim, sadece ama sadece psikolojik bir problemdir.
2009'dan öncesine gitmek istiyorum bu yazımda.
2007 yazıydı, ben hayatımda ilk defa diyet yaptım. Çok ayrıntılı olarak hatırlamasam da yediğim miktarı azalttığımı, o dönemdeki staj ve sosyal yaşantım dolayısıyla istemeden de olsa çoğu akşam yemek yemediğim için çok zorlanmadan 3-4 kilo verdiğimi hatırlıyorum. O yazın ardından yurt dışında bulundum, ve 5-6 ay daha her ne kadar doğru beslenmesem de (sıklıkla ama -itiraf: yanımdaki arkadaşlardan utandığım için (!) az miktarda - makarna, pizza yiyordum) kilo vermeye devam ettim; yanlış hatırlamıyorsam yazdan o zamana kadar 67 kilodan 62 kiloya düşmüştüm; ve bu benim için çok sevindiriciydi. Bu 5-6 ayın ardından, 19 yaşında bir genç kızın başına gelince üzüntüden deli divane olacağı, ancak aradan birkaç yıl geçince gülüp geçeceği bir çeşit sahne oynandı hayatımda ve ben tahmin edeceğiniz üzere kendimi yemeğe verdim.
Yanlış hatırlamıyorsam haftada 3-4 gün pizza ısmarlıyordum, diğer günler çoğunlukla makarna yiyordum. Yediğim nutellalı üçgenlerin, ekmek üzerine sürülmüş krem peynirlerin, çikolataların haddi hesabı yok. Türkiye'ye döndüğümde eski kiloma (67) geri dönmüştüm. Döndüğüm yıl (2008) da haftada 3-4 akşam pizza, diğer günler dürüm vs. şeklindeki beslenmeme devam ederek 69.9 kiloya kadar çıktım. Bu arada söylemeden edemeyeceğim, 69.9 kilo Haziran 2009'da, yani diyete başladığımda tartıda gördüğüm kilo; tartıldığım o güne kadar, bulunduğum durumdan o kadar mutsuzdum ve görebileceğim rakamdan o kadar korkuyordum ki aylardır tartıya çıkmaya cesaret edememiştim. O gün benim tam anlamıyla "gerçeklerle yüzleştiğim" gündür.
Üniversitenin tatil olduğu 2009 yazı memlekete döndüğümde, annem gün içinde mütemadiyen su içiyordu. "N'apıyorsun anne??" dedim. Annemin yıllardır yaptığı diyetler meşhurdur, akupunkturdan karbonhidrat-protein karıştırmama diyetine kadar denemediği diyet kalmadı. 5 kilo vermiş, sonradan beslenme uzmanım olacak Hayriye Kuşçu'dan yardım alıyormuş, hikayesini anlattı. Çok etkilendim. Daha önce hiç diyetisyene gitmemiştim, neden denemeyecektim ki? Ne kaybedebilirdim? Böylece 16 Haziran günü annemle beraber aylar sürecek bu yolculuğumun ilk adımını attık.
Ben tam anlamıyla psikopat bir "beslenme öğrencisi"ydim! Diyetim boyunca kaçamak yapmadım ve listemdekilere bire bir uydum. Diyete başladıktan bir ya da iki hafta sonra şehir dışına, en yakın arkadaşımın evine gittim, gece onda kalacaktım. "Ne yapayım sana söyle?" dedi arkadaşım, "Ne istersin?.. Şööyle tereyağlı bir pilav mesela?" "Yok canım" dedim, "istemiyorum". Çünkü o akşam yemem gereken 'baklagil' barbunyamı yanımda götürmüştüm! Birkaç defa daha ısrar etti, sonunda çemkirdim: "Bana bak, o bir tencere pilavdan bir çay kaşığı bile yediremezsin bana!!!" Bu olay arkadaşımla aramızda asla unutulmayanlar listesinde yerini almıştır :)
Benzer bir şekilde diyetim sırasında bulunduğum pek çok yere yemek götürdüğüm olmuştu; diyetimin bir ayı boyunca staj yaptığım yere her gün yemek götürmüştüm, o dönemde öğrenci yurdunda konaklıyor olmama rağmen.
Diyetimde en önemsiz gibi görünen, ama aslında en önemli maddelerden biri suydu: Günde en az 2.5 litre su içmeliydim, her üç saate yarım litre su yayılacak şekilde. Bu, yaklaşık her 10 dakikada bir yudum su içmek demekti, ve ben bunu gerçekten yapıyordum! Asla pişman değilim:) Bu kararlılığım benim başarımın anahtarı oldu. Şu zamana kadar beslenme ve diyet konusunda öğrendiğim tek bir şey varsa o da bu işte en kritik noktanın irade olduğudur. Bu yüzden diyorum, fazla kilo psikolojik bir problemdir.
Keşke bu kararlılığım hep sürseydi... Hikayem devam edecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder