Uyarı: Aşağıdaki yazı yoğun miktarda tatlı lakırdısı içermektedir. Açsanız ya da canınızın çekeceğini tahmin ediyorsanız lütfen okumayın. :)
2009'dan önce, bir dönem, haftada iki gün üniversitenin diğer kampüsüne gidiyordum ve ben o iki gün de yakınlardaki İnci Pastanesi'nin Uludağ'ını yemeye gidiyordum.
56-57, 57-58, 58-59 döngülerim sırasında iş çıkışı eve gitmediğim haftada bir-iki akşam, civardaki kuru yemişçilerin dut pestillerine sardım; bu elbette bir Uludağ'a göre çok daha sağlıklı, ama hiçbir zaman bir meyve ya da kuru meyve kadar masum değil; zira içinde un, nişasta, pekmez var. Dut pestili de bir şey mi; Allah bilir hangi "uzun zamandır tatlı yemiyorum, aferin bana" günümde civardaki bir pastanenin beyaz çikolatalı profiterolü ile tanıştım, tanışmaz olaydım. Yine bu civardaki fırınlardan birinde, hayatımda tattığım en lezzetli tahinli çörek yapılıyordu, bu da başımın belasıydı. Tahinli çörek bence oldukça lezzetli bir unlu mamül, ancak herkes kolay kolay yapamıyor. Evde tahinli çörek yapmayı defalarca denemişimdir, -neyse ki- hiçbir zaman istediğim tadı yakalayamadım.
Bir gün servisle iş yerinden dönerken, arkadaşlardan bir tanesi evime çok da uzak olmayan bir dondurmacıdan bahsetti. "Yok, ben almayayım, tatlı yememeye çalışıyorum" dedim. "Ama çok güzel çeşitleri var" dedi, "kavunlu, cevizli, tahinli...". "Neeee" dedim, "tahinli mi???". O gün topluca servisten inip dondurmacıya yürüdük. Hayatımda yediğim en lezzetli dondurmalardan biridir. Elbette bunu da abartmayı başardım.

2009 öncesi yurt dışında bir dönem yaşamıştım, ve orada nutellalı üçgen şeklinde çöreklerle tanışmıştım. Neredeyse her gün bu çöreklerden alıyordum. Yurt dışından dönünce, her yerde aramama rağmen Türkiye'de de, diğer ülkelerde de bu çöreklerden bulamadım. Sonunda tarifini buldum ve evde kendim yaptım: Milföy hamurunun içine nutellayı koy(m)uyorsunuz ve üçgen şeklinde kapat(m)ıyorsunuz. Üzerine yumurta sarısı-toz şeker karışımını sür(meyi)üp fırında 180 derecede 15 dk pişir(m)iyorsunuz. Hiç güzel olmuyor. (Neyse ki bunu abartmadım)
Carte D'or'un Kurabiye Güzeli, Cheesecake'li dondurması, sade helva, fırında helva, tahin-pekmez, Dr Oetker'in Çikolata Şelalesi benim evimin yakınındaki bakkal alışkanlıklarımdı. Öyle ki bakkal bir gün "eee, dondurma almıyor musunuz?" diye sormuştu. Düşünün, süt, peynir, yoğurt almıyor musunuz diye sormadı.
Yakınlarda alabileceğim kaynak olmadığı için muska pestil, bademden yapılmış acıbadem kurabiyesi (Edirne'de yemeniz tavsiye olunur), antep fıstığı ezmesi (Maraş'tan bir arkadaşımız getirmişti, daha iyisini yemedim) ve antep fıstıklı kesme dondurmayı alışkanlık haline getiremedim neyse ki.
Dikkat ederseniz sütlaç, keşkül, supangle demedim. Aradığım ve alışkanlıklarım, daha çok yoğun, kuvvetli tatlar. Diğerleri beni tatmin etmiyor (!).
Tatlı konusunda performansım gerçekten şaşılacak boyuttadır, zira birkaç defa buna şahit olan insanlar komik tepkiler verdiler. Bir seferinde kuzenimle bir kafeye oturduk, ve ben hafifçe büyük bir tatlının üzerine bir top dondurma sipariş ettim. Biraz zorlansam da tatlımın hepsini bitirdim. Garson (bayan) önümdeki kaseyi alırken takdir etti: "Vallahi hanımefendi, nasıl oldu da o tatlıyı bitirebildiniz, gerçekten tebrik ederim. Ben yapamazdım. Gerçekten helal olsun!" ?!?
Bir başka sefer de işim dolayısıyla o akşam birlikte künefe yediğimiz -muhtemelen hayatımda en fazla üçüncü kez gördüğüm- bir beyefendi "bir bayan olarak performansımı" (bir tabak künefe) takdire şayan bulmuştu.
Boyuta bakıp şaşırmayınız efendim, içimde var :) (Bu cümlemi bir başka yazımda açıklayacağım)
2009'dan önce tatlıya dair bu kadar yoğun bir seçiciliğim yoktu. O zamanlar sorsanız muhtemelen künefe ya da baklava derdim. Bu yazımda listelediğim tatlılar ise, 2009'dan bu blog'u yazmaya başladığım güne kadar benim favori tatlılarımdı.
Şimdi ise bu saydıklarım benim için "vazgeçtiklerim".
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder