Tatlısızlığa katlanmak, ne kadar zamandır tatlı yemiyorsanız o kadar kolay. Sıfır Şeker'e "ara" verdiğim ilk dönemlerde tatlı yememek çok daha kolaydı. Artık evin önünden geçerken gördüğüm marketler bana dondurma almamı buyurmuyordu, helvanın, tahin-pekmez'in içine düşmemiştim.
Bu "ara", başlarda epey rahatlatıcıydı, kendimi kısıtlamak zorunda değildim; hastası olduğum yiyecekleri "bir süre" istediğim kadar yiyebilirdim. Sabahları içtiğim sütlü Türk kahvesine artık buzdolabındaki epeydir ellenmemiş tablet çikolata eşlik edebilirdi mesela. Her gün 2-3 tane. Başlarda pek fark etmiyor sizin için bu değişiklik, sonraları bunun keyfini almaya başlıyorsunuz. Bir süre sonra bir fark ediyorsunuz ki sonunda dolaptaki tablet çikolata bitmiş ve siz gayet bunun eksikliğini hissediyorsunuz! "Yanına -eskiden yaptığım gibi- badem mi koysam acaba??..." Ne var ki evde badem de kalmamış, çünkü ben zaten epeydir kuru meyve, badem ve türevlerini tüketmez olmuşum, yani tebrikler, beslenme alışkanlıklarımı tekrardan değiştirmeye başlamışım!
İçine girebildiğim pantolonlar her gün daha da dar, ve sonunda "o sıkıştırıyor", "bu sıkıştırıyor" diye diye giyebildiğim pantolon sayısı 3'e inmiş, eşofman tercih ediyorum evin yakınında dolaştığımda. Bluzlar ise sırt kısımlarından uzayacaklar nerdeyse, zira pantolon-bluz arasında açılmaya başlayan bel/kalça bölgesi gözükmesin diye çekiştiriyorum sürekli. Dar yarım kollu tişörtlerim koltuk altı bölgesinden sıkıştırmaya başladı, bana öyle geliyormuş gibi davranıyorum. Etek giymeyeli çok oldu, çünkü bütün etekler, genişleyen kalçanın etkisiyle yukarı çıkıyor yürürken, iki adımda bir aşağı çekiştirmek tam bir işkence; normalde diz üstü boydalar halbuki.
Pekala, bu söyleyeceğim durumu da anca benim gibi tombiş olanlar bilir sanırım: yürürken iki bacağın birbirine sürtme sınırını geçeli epey oldu. Yıllar önce beslenme uzmanım bir gün şöyle demişti: "Biliyor musun, eskiden bacaklarım birbirine sürterdi benim yürürken!" Ben bu durumu hayatım boyunca yaşadım! Tabii bu durum sadece üzerinizde şort/pantolon yoksa fark ediliyor. Çocukluğumda/gençliğimde sahilde meşhur yürüyüş/koşularımı yaparken bu yüzden bacaklarım yara olurdu. Bu durumun ortadan kalktığını ilk defa kilolarımı verdiğimde, 56'dan birkaç kilo yukarıdayken fark etmiş, çok sevinmiştim. Bu sınırı tekrar aştığımı görmek, kilo aldığımın en can sıkıcı göstergelerinden biri.
Sonra yüzüm. Yüzüm değişiyor kilo aldığımda. Bilmiyorum, bu saydıklarımdan hangisi en can sıkıcı acaba?! Bunların hepsini görüyor, ama görmezden geliyorsunuz. Bedeninizi, kilonuzu daha bol kıyafetlerle, kalçayı örten kıyafetlerle kapatmaya çalışmak geçici bir çare olabilir, ancak bu çare hiçbir zaman tartıdaki rakamı değiştirmez. Tartıdaki rakam, siz ne giyerseniz giyin aynıdır. Zaten bu yüzden tartıya çıkmıyorsunuz!
Derken insanlarla konuşurken "kilo aldım" demeye başlıyorsunuz, ama nazik, şeker, fiziksel özelliklerinize önem vermeyen, dikkat etmeyen insanlar "ay yok canım, aynısın bence" diye cevap veriyorlar, siz de zaten bunu duymak istiyorsunuz! Bu cümle sizi rahatlatıyor, normal yaşamınıza devam ediyorsunuz. Bir fotoğraf çekiyorsunuz, "ay yüzüm kocaman" diye düşünüyor, sonra "ben buyum, yapacak bir şey yok" diyorsunuz. Birkaç dünya tatlısı insan daha "kilo mu verdin" diyor, "gerçekten verdim mi acaba" deyip normal yaşamınız + birkaç tatlı daha ile devam ediyorsunuz. Sonra profilden çekilmiş, yüzünüzü, ve oturduğunuz için kocaman olmuş göbeğinizi bütün heybetiyle gösteren bir fotoğrafınızı gören babanız, Whatsapp grubundan "afiyet olsun kızım yaramış" diye mesaj atıyor. Ne tatlı! O an mesajı gören, sizi ve babanızı teselli etmek isteyen dünyalar tatlısı insanlar fotoğrafınızı bir de karşıdan çekip "önceki resimde hakikaten kilolu çıkmış ama aslında öyle değil" diye cevap veriyorlar. Aynaya bakıyorsunuz. Bir daha bakıyorsunuz. Buna bir son vermeliyim. Bugün olmadı. Yarın. Yarın olsun.
Yarının birçok yarın sonrasında, canım hiç olmadığı kadar tatlı istiyor. Eskiden buna menstrüasyon dönemi vs gibi kılıflar uydururdum. Gerçek şu ki gerçek bir motivasyona hiçbir döngü engel olamıyor, yaşadım, gördüm. Hissetmiyorsunuz bile. Anca bir miktar iştah artışı söz konusu olabiliyor, da üç kaşık daha taze fasülye yesen n'olur yemesen n'olur? Engel olabileceğini bildiğin halde engel olamamak çok daha can yakıcı! İnsanın canı sabahtan akşama kadar çikolata yemek ister mi? İstiyor işte. Sonunda dayanamıyorum, evin yakınlarındaki bakkaldan iki paket çikolata alıyorum. Daha eve gelmeden paketlerden birini açıyorum. Bu fazla sütlü, bitter olanı aç. Açıyorum. O gün o paketi bitiriyor, akşam yemek yemiyorum. Aferin, akşam yemeği yerine yine tatlı yedin. Midem bulanıyor çikolatadan. Buna rağmen o paketten kalan iki kareyi daha ağzıma atıyorum. Her şeye rağmen. Hayatı boyunca "tombak kızım" diye hitap edilen, bedeninden utanç duyan bir kız olmama rağmen. Kilolarımı yıllar önce vermiş, ama tekrar almakta olmama rağmen.
Ertesi gün oluyor, diğer paket çikolatayı da sütlü Türk kahvesi eşliğinde bitiriyorum. Mutsuzum, hiç memnun değilim bu yaptığımdan. Gün boyunca n'aptığımı sorguluyor, sorguladıkça daha çok üzülüyorum. Gece oluyor. Yatmadan önce odamdaki aynaya takılıyor gözüm. Bu ben miyim? Orada kalıyorum. Aynaya yaklaşıyor, tekrar bakıyorum. Yanaklarım ne kadar büyümüş, gözlerim ve burnum küçük bir ayrıntı gibi kalmış sanki yanında. Bu sanki yıllar önceki ben'im. Dayanamıyorum, gecenin bu saatinde tartılacağım. Muhtemelen bu göreceğim, sabahki kilomdan daha fazla olacak ama tartılacağım. Soyunuyor, tartıya çıkıyorum. 62.3.
62.3. 62.3. 62.3.
Yan odadan boş bir kağıt alıyor, duvara yapıştırıyorum. Yazıyorum:
7.04. 62.3
"Yarın başka bir gün olacak."
Bütün gece uyuyamıyorum.
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSil