21 Temmuz 2024 Pazar

Yıllar sonra - yeniden merhaba!

 Merhaba!

Uzun zamandır yazmıyorum, sadece bu blog'u değil, duygularımı ifade ettiğim birçok mecrayı da (Youtube vlog'larımı vs) ihmal etmiştim. Ama içimde epeydir kıpırdanan sayfalarca yazma isteğim sonunda ağır bastı ve işte burdayım :) Biraz konuşalım mı?..

Görüşmeyeli çok şey oldu. Ara ara tekrarladığım Sıfır Şeker dönemimi yıllar önce "insan kendine 'asla'lar yaratmamalı, kendini katı kurallarla kısıtlamamalı, neden hayatımı kurallarla ve 'olması gereken' listeleriyle donatıyorum" gibi düşüncelerle sona erdirmiştim. Hayatımın çok keyifli bir dönemindeydim ve kendimi çok güzel, çok sağlıklı, çok başarılı hissediyordum. Beyaz yaka hayatımı sonlandırmıştım ve konservatuvarda okuyordum. Samimi birkaç arkadaşımla okul çıkışında bir pastaneye gidecektik, niyeti bozmuştum. Aylardır sürdürdüğüm Sıfır Şeker dönemimi bitter çikolatalı çok yoğun bir pastadan aldığım ilk lokmayla bitirişimi arkadaşım videoya almıştı. Uzun süre şeker yemeyince o ilk lokma farklı geliyor. Sıkıntım, tatlıyı alışkanlık haline getirmek. O hazzı her daim aramak, ancak gerçekten çok nadiren bulabilmek. Hiçbir tatlı artık %100 tatmin etmiyor. Neden bilmiyorum, çok sık yediğimden mi?...

Konservatuvarın 3. senesinde, önceden böyle yapacağımı hiç düşünmüyordum ama, Erasmus programına katılarak İtalya'ya gittim. Aslında Sıfır Şeker uygulamıyordum, çok sık olmamasına dikkat ederek makarna, pizza, tatlı vs. yiyordum ancak hareketli olduğum, her tarafa yürüdüğüm için o dönemde gayet fittim. Ben İtalya'dan dönmek üzereyken dünyada pandemi patladı. Karantina dönemini annemin yanında geçirdim.

O dönemde hiiç fark etmeden, evde lahmacunlar dondurmalar yapıp eve künefe söyleyerek 62'ye kadar çıkmışım ancak bunu aylar sonra fark ettim. Bugünkü bakış açımla en azından markete arabayla gitmeyebilirmişiz, ancak o zamanlar savaştığımız virüsü o kadar da tanımıyor olduğumuz için annem çıkarabileceği en tiz sesiyle "HAAYIR!" diye karşı çıkarak, evimizin önündeki -beş dakikada bir 2 insan geçen- sokağın çok tehlikeli olduğunu söylemişti. Yaptığım en büyük hareket, evin arka bahçesinde dolanmaktı. O dönem bana biraz pahalıya mal oldu. 

Video sınavlarla mezun olduktan sonra İtalya'ya bu sefer yüksek lisans sınavları için geri döndüğümde durumun vehametinin farkına varmıştım. (Durumun vehameti derken durumumu kimseyle karşılaştırmadığımı, geçmişteki hikayem dolayısıyla kilo durumumun benim için önemli olduğunu hatırlatırım. Detaylar için lütfen önceki yazılarımı okuyunuz :) ) Derken o sırada Youtube'ta karşıma çıkan "Chloe Ting öncesi-sonrası" konulu videolar beni Chloe Ting ile tanıştırdı, iki haftalık bir egzersiz programıyla değişebilir miydim?..

Her gün yoğun bir şekilde sınavlara hazırlanırken bir yandan da egzersiz yapıyordum. Çocukluğumda gittiğim kursları saymazsak, yürüyüş, koşu (bu konuda dertliyim biliyorsunuz :) ), pilates ve yoga dışında bir spor yapma alışkanlığım pek yoktu; o yüzden bu egzersizler bana pek kolay gelmemişti. İtalya'da kısa süreliğine kaldığım B&B'de yere mat yerine serdiğim havlu pek yardımcı olmuyordu, dizlerim ve dirseklerim morarmıştı ama umursamıyordum. Şehir değişikliği dolayısıyla taşındığım diğer iki B&B'de de internete ulaşamam diye videoları bilgisayara indirmiştim, engel tanımıyordum.

İki haftalık program sonrası karın bölgemin görüntüsü hakikaten değişmişti. Akşam 9 gibi yediğim meyve/atıştırmalıkların yerine artık spor alışkanlığını koymuştum. Hayatımda günlük en az 10.000 adım attığım, her akşam spor yaptığım bir dönem başlamıştı. Birkaç ay içerisinde keyifle 56-57 kiloya düşmüştüm, farkında bile değildim. Etraftan bir iltifat aldığımda şaşırıyor, kendimi hala kilolu hissediyordum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder